Görüntüleme : 138  /  Yayınlanma Tarihi : 2021-12-20 22:20:54

Ekonomik Krizler ve İnşaat Mühendisliğine Etkileri


İnşaat Mühendisliği Meslek Hayatı ve Ekonomi İlişkisi

İçinde bulunduğumuz zorlu günlerde hiçbirimiz normal olarak haberlerden kopamıyor, işi gücü bırakıp gündeme odaklanıyoruz. Bu noktada ekonomik olarak ülkece aynı kaderi yaşıyoruz ve gün geçtikçe ekonomik açıdan zorlanmaya devam ediyoruz.

Depremler, pandemi, salgın hastalıklar, diğer pek çok afetler ve tüm bunların üzerine gelen kötü bir ekonomik ortam. Tüm bunların etkisini somut olarak maddi durumumuzda görmekle birlikte aslen en ağır etkiyi de psikolojik olarak yaşıyoruz. En son arkadaşlarınız ile dışarı çıktığınızda ne konuştunuz? Kahve içerken, markette alışveriş yaparken ve hatta yolda yürürken ağızdan eksik olmayan tek konu ne? Şu anda tek gündem ekonomi. Bu içerisine girdiğimiz psikolojik durumun üzerine ilaveten gördüğümüz, okuduğumuz veya duyduğumuz pek çoğu çarpıtma olan haberin de etkisi ile sağlıklı karar alabilme mekanizmamızı da yitirmekteyiz. Tüm bu yaşadıklarımız adeta parabolik bir artışla her geçen gün bizi daha da yıpratıcı hale geliyor.

Her ne kadar yaşanan mevcut durum geçmişte yaşanmış olan pek çok krizin etkisinden ağır olsa da içinde bulunduğumuz periyotla alakalı bilmemiz gereken önemli detaylar var. Bu açıdan öncelikle dünyada ve ülkemizde yaşanmış olan krizlere bakacağız daha sonrasında ise hem iş hayatımız hem de kendimiz için mevcut ortamı değerlendireceğiz.

Dünyada yaşanmış ekonomik krizler

1900’lü yıllardan itibaren dünyada yaşanan ekonomik krizlere göz attığımızda neredeyse her 11 yılda bir kez orta veya büyük ölçekli bir kriz yaşandığını görebiliyoruz.

1929-1945 Büyük Buhran

1920’lerde çok iyi ekonomik göstergelere sahip ABD’de 1929 yılında yaşanan büyük buhran sonucu Wall Street borsası tamamen çöktü. Anlık olarak yaşanan bu krizin etkileri çok büyük oldu. Pek çok bankacı intihar etti, işsizlik tek bir günde %3’lerden %30’lara fırladı, halk takas yolu ile ihtiyaçlarını karşılama yoluna girişti ve yüzlerce milyar dolar para 24 Ekim 1929 günü (kara Perşembe) kül oldu. Büyük buhran sebebi ile dünya genelinde 50 milyon insan işsiz kaldı ve yeryüzündeki toplam üretim %42 düştü. Devamında ise II. Dünya Savaşı’nın başlamasını tetikleyen en önemli unsur olarak belirtildi.

1945-1991 İkinci Dünya Savaşı ve Soğuk Savaş

1929 yılından sonraki süreçte dünya ekonomisi pek çok kez irili ufaklı sorunlarla karşılaştı, İkinci Dünya Savaşı’nın etkileri ise dünyanın pek çok yerinde halen onarılamadı. 1950’lerde Sovyetler ile ABD arasında başlayan soğuk savaş süreci ise silahlanmanın ve buna bağlı ekonomik israfın çok yüksek seviyelerde olduğu ve pek çok ülkede kıtlıkların tetiklendiği bir dönem yaşattı.

1985-2000 Asya Krizleri

1980’lerin sonunda ise Asya kıtasında başlayan krizler ise dünyayı derinden etkilemiştir. Krizin yaşandığı yıl olan 1987 yılında dahi iyi ekonomik göstergelere sahip Hong Kong borsası bir günde çöktü. Yaşanan kara pazartesi bir günde borsaların tüm zamanların en çok değer yitirdiği gün oldu. Pek çok kişi bir günde işsiz kaldı ve dünyaya etkileri de büyük oldu. 1997’de Tayland’da başlayan Asya Krizi ise en başta bizim gibi gelişmekte olan ekonomileri vurdu.

2001 İnternet Krizi

ABD’de teknolojik yatırımlar özellikle 1990’ların başında oldukça hızlandı. 1971’de açılan NASDAQ borsası özellikle 90’lardan sonra teknoloji firmalarının toplandığı bir alan haline geldi. Teknoloji hızla gelişirken insanlarda yaratılan olağanüstü algı sebebiyle pek çok kişi NASDAQ borsalarında yer alan aşırı değerlemeye sahip teknoloji firmalarının hisse senetlerine akın etti. Ancak yaşanan bu fazla değerlemenin etkileri ağır oldu. Silikon vadisinde pek çok teknoloji firması DOT-COM krizinde bir gün içinde battı ve pek çok IT sektörü çalışanı işsiz kaldı. Bu krizden çıkmayı başaran Amazon ve Microsoft gibi nadir firmalar ise günümüzün en büyükleri oldu.

2008 Mortgage Krizi

DOT-COM krizinin etkilerinden sonra özellikle düşük faiz ile verilen mortgage sistemi kredileri ile birlikte teknoloji hisselerinde ellerindeki paranın çoğunu kaybetmiş olan halk birikimlerini gayrimenkul sektöründe değerlendirmeye başladı. Hızlıca büyüyen gayrimenkul piyasasında yaşanan kontrolsüz borçlanma sebebiyle 2008 yılında global etkileri çok büyük olan bir çöküş yaşandı. Krizin etkileriyle 5000’den fazla kişi intihar etti ve yüzlerce banka ve firma battı.

2008 krizinin etkileri pek çok ülkede halen devam etmekte. Özellikle Yunanistan gibi AB’nin durağan ekonomik yapılarına etkisi ağır oldu. Bu süreçlerden sonra AB’deki yükü üstlenmekten kaçınan İngiltere de Brexit süreci ile AB’den çıktı. 2018 yılından itibaren ABD’nin enflasyonu azaltmak adına 2008’de bastığı bolca parayı geriye çekme planı hızlandı. Günümüzde de hem FED’in faiz artırım sinyali hem de para politikaları açısından bu süreç devam etmekte. Buna 2020’de başlayan pandemi sürecinin etkileri de ilave olunca dünya çapında para politikaları açısından faiz artırımı yönünde tedbirler alınarak enflasyonu azaltma girişimleri yürütülmekte.

Gördüğümüz üzere dünyada neredeyse kriz yaşanmayan bir periyot olmamış :) bunların hepsinin bize yansımalarını yoğun şekilde görmesek de ilgili krizin yaşandığı ülkelerin en ağır şekilde hissettiği söylenebilir. Şimdi bu ortalama her 11 yılda 1 yaşananların yanı sıra ülkemizde yaşanan krizlerin genel tablosuna göz atalım.

Türkiye’de yaşanmış ekonomik krizler

Gelişmekte olan ekonomiler kapsamına giren ülkemizde orta ve büyük ölçekte her 8 yılda bir kriz yaşanmakta. Bu krizlerin ekonomimize etkileri her ne kadar ağır olsa da genç nüfusun da etkisi ile hızlı bir toparlanma evresi gözlenmekte. Ülkemizde yaşanan krizlerin genel sebepleri arasında kötü ekonomi yönetimi ve global krizlerin etkileri gelmekte.

Hızlı gelişen dönemlere baktığımızda ise özellikle 2005 yılında AB Müzakerelerinin başladığı dönemde ülkemize çok sayıda yabancı yatırımcı gelmiş ve çok hızlı bir ekonomik kalkınma gerçekleşmiştir. Ancak burada gelen yabancı sermayenin özellikle teknoloji, sanayi vb. altyapı yatırımlarında değerlendirilememesi sebebiyle ekonomide tam olarak istikrarlı diyebileceğimiz bir süreç yaşanamamıştır. Bu 2005-2013 aralığında özellikle inşaat sektörü çok hızlı bir büyüme kaydetmiş, gayrimenkul yatırımları hızlanmıştır.

İnşaat sektörü özelinde incelediğimiz zaman hem ülke içi hem de global krizlerden ilk etkilenen sektörlerin başında olduğumuz söylenebilir. Hem dış kaynaklara bağımlı hem de iç kaynaklardan beslenen bir sektör olduğumuzdan dolayı bu etkileri yoğun hissediyoruz. Çıktılarımız döviz ve faizli Türk Lirası olabilirken girdimiz olan ürün satışı ise Türk Lirası cinsindendir. Ayrıca iki veya üç seneye yayılan bir iş yaptığımızdan dolayı inşaat yapım süreci içerisinde oluşabilecek tüm riskleri üstlenmiş oluruz. Bu iki konu da riskimizi maksimize eden en önemli unsurlardandır.

Bu noktada tabii ki sektörümüzün her alanı krizden eşit şekilde etkilenir diyemeyiz. Gayrimenkul ve otel gibi ticari yatırımlar genellikle iç yatırımcılar tarafından finanse edildiğinden dolayı en çabuk etkilenenler olmaktadır. Havalimanı ve enerji tesisleri gibi yatırımlara baktığımızda global sermayeden beslenen yatırımlar olduğundan genellikle küresel krizlerden etkilenmektedir.Bunun haricinde karayolu ve demiryolu gibi projeler ise zorunlu altyapı yatırımları olduklarından dolayı bakım-onarım gibi faaliyetleri her ortamda devam etmek zorunda olan yatırımlardır.

Türkiye’de çalışan bir bütçe planlama mühendisi esasen dünyanın pek çok ülkesine göre çok zorlu bir iş yürütmekte diyebiliriz. Sadece bütçeyi planlarken dahi yaptığımız önemli çalışma adımları şu şekildedir:

  1. Bütçeleri hazırlarken genellikle üç ayrı para birimi ile çalışırız (EUR, USD, TL).
  2. USD ve EUR için aylık öngörüler tabloya işlenir.
  3. TL üzerindeki enflasyonu hesaba dahil etmemiz gerekir, bundan dolayı bir indirgeme oranı belirleriz, bu da aylık enflasyon öngörüleri şeklinde olmaktadır.
  4. Genelde üç farklı bütçe senaryosu yapılır; iyimser, normal ve kötü. Hepsinde enflasyon indirgeme ve kur öngörüleri farklı olur ve isimlerine göre ayarlanır.
  5. EUR ve USD içeren kalemler genellikle Mekanik ve Elektrik gibi kalemlerdeki ithal mal alımları kaynaklıdır. Örneğin Mekanik İşler içerisindeki boiler kazan üniteleri malzeme olarak EUR olurken işçilikleri ise TL’dir. Bu sebeple bütçede hem Mekanik EUR hem de Mekanik TL kalemi yer alabilir.
  6. Süresel planlama yapılırken ihzarat ülkemizde öne çıkan bir kavramdır. İhzarat kısaca, kullanılacak malzemenin önden alınmasına denir. Bu durum özellikle dövizin hızlı yükseldiği son yıllarda populer hale gelmiştir. Bütçe planlaması da yaparken eğer avans miktarımız yeterli ise ve finansmanımız buna müsaade ediyorsa bu kalemleri “Front Loaded” yani ön yüklemeli ihzaratlı alımlar şeklinde girebiliriz. Bu sayede ürünü erken temin ederek kur riskini savuşturmuş oluruz.

(Merak edenler için bu konu Primavera P6 ve Excel ile Bütçe ve Planlama Eğitimimizde detaylı şekilde anlatılmakta: https://www.udemy.com/course/primavera-p6-ve-excel-ile-planlama-ve-butce-analizi-egitimi/?couponCode=OZELINDIRIM30 )

Dünyada diğer ülkelere baktığımız zaman ise açıkça şunu söylemem mümkün; tek bir para birimi ile ve basitleştirilmiş düşük faizli finansman araçları ile stabil ekonomilerde faaliyet yürütmek son derece kolay! Gelişmiş olan ekonomilerde çok daha düşük karlılık oranları görülmekte. Ancak iki ya da üç sene sonra inşaat tamamlandığında veya inşaat süreci içerisinde ekonomik bir risk yaşanma ihtimali 11 senede 1 ve yaşansa bile krizin etkileri de gelişmekte olan bir ekonomiye göre çok daha az olmakta. Eğer gelişmiş bir ekonomide bütçe planlaması yapıyorsanız biraz da sıkıcı bir iş yapıyor olduğunuz söylenebilir 😊

Yaşanan ekonomik sarsıntılar ve krizler psikolojimiz üzerinde ciddi bir yıpranmaya da sebep oluyor. Bu süreç içerisinde işlerimizi, okulumuzu takip etmekte zorlanıyoruz. Ancak büyük buhranların büyük karakterlerin üzerinde yoğun etkileri olduğunu da unutmamak gerekir. Kişisel bazda, Steve Jobs 30 yaşındayken kendi kurduğu Apple’dan kovulduktan sonra önce Pixar’ı kurarak en beğenilen animasyonları yapması sonra Apple’a geri dönerek Iphone’u icat etmesi örnek verilebilir. Ya da okulunda ve ülkesinde çeşitli eylemler devam ederken arkadaşlarıyla gizli bir şekilde ilk işletim sistemini planlayan Bill Gates de benzer şekilde. Hem kişisel hem de çevresel olmak üzere bu tür krizlerden başarıyla çıkabilenlerin genellikle işlerine sürekli bir odak halinde bulunduğu bilinmekte. Bu konuda güncel olarak verilebilecek en iyi örneklerden biri de Ava Labs kurucusu ve Cornell Üniversitesinde akademisyen olan Prof. Dr. Emin Gün Sirer. Kendisini ve kariyerini kesinlikle araştırmanızı öneririm. Kriz döneminde ve yoğun gündemde dahi işine ve hedeflerine odaklanmanın sonuçlarını aldığını söylüyor kendisi.

Tabii ki gerçekleşen olaylara kayıtsız kalamayız, gündemi takip etmek zorundayız. Ancak gündem içerisinde saatlerce kaybolmak ve hedeflerimize odaklanmamızı engelliyor ise orada bir sorun var demektir. Plan bu hayatta en kötü şartlarda dahi sürekli olması gereken bir unsurdur. Bir krizin veya zaman aralığının geçmesini beklerken yeni bir krizle karşılaşmayacağımızı bize kimse garanti edemez. Gelişmekte olan bir ekonomi içerisinde bu tür sorunları belki daha pek çok kez yaşayacağımızı bilmeli ama yaşadığımızda da bunu hem şahsi hem de ülkece nasıl atlattığımızı iyi deneyimlemeliyiz. Bu sayede en kötü şartlarda dahi ayakta kalarak hedeflerimiz doğrultusunda ilerlemek mümkün olacaktır. Bu günümüz dünyasının en büyük gerekliliğidir.

Sosyal Medyada Paylaş